Gazete-Detay

Türkiye, GDO’nun dışında kalmalı mı?

gdo.jpg

Genetik ve beslenme yöntemlerinde sağlanan ilerlemelerle bir tavuk 2.5 kiloya çıktı. Ama yiyecekleri yeterli yem yok... Çok tartışılan soru da bu aşamada çıkıyor: Türkiye, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar’ın (GDO) dışında mı kalmalı, yoksa teknolojisini geliştirerek içinde mi olmalı?

Son zamanların sıkça tartışılan konularından birisi olan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO), İstanbul Ticaret Odası’nda (İTO) ele alındı. Farklı tarafları bulunan konu, çok sayıda bilim insanının yer aldığı tarafsız bir platformda aydınlatılmaya çalışıldı. Ancak görünen o ki; bilim insanları arasında yoğun görüş ayrılıklarının yaşandığı GDO konusu daha uzun süre tartışılmaya devam edecek. En fazla üretilen genetiği değiştirilmiş ürünler arasında mısır, soya, kanola, papaya, patates ve pamuk ürünleri, şeker pancarı melası öne çıkıyor. “GDO faydalı mı, zararlı mı? Olmalı mı, olmamalı mı?” Herkes farklı düşünüyor. Okuyun ve siz karar verin…
ÜSTÜN ÇEŞİTLERİN SELEKSİYONU: İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dilek Boyacıoğlu, geleneksel bitki-hayvan ıslahı ve üstün çeşitlerin seleksiyonunun, gıda üretim sistemlerinde uzun yıllardır kullanıldığını söyledi. Boyacıoğlu, “Ancak günümüzde bilim insanları, genetik malzeme ile doğrudan oynayabildiği için bu uygulamalar çok daha hızlı yapılabiliyor. Her yeni teknolojiye toplumlarda bir tepki davranış modeli ortaya çıkıyor. GDO konusunda da benzer tartışmalar var” dedi.
TÜRKİYE DIŞINDA KALAMAZ: “Açıkçası çok önemli bir teknoloji ile karşı karşıyayız ve Türkiye Cumhuriyeti bu teknolojinin dışında kalamaz” diyen Başbakan Başmüşaviri Dr. Yıldırım M. Ramazanoğlu, “Ancak bu teknolojinin en denetimli ve faydalı şekilde kullanılması gibi bir sorumluluğu da üstleniyoruz. Doğru hücrelere doğru genler yerleştirilmeli ve bu gerektiği zaman yapılmalı” diye konuştu. Ramazanoğlu, üç önemli konuya dikkat çekerek, “Birincisi, bu GDO’ların çevremize etkileri çok iyi araştırılmalı. İkincisi bu tür uygulamaların denetim kriterleri, üçüncüsü de bütün bu değişiklikleri yapmaya ve yapmamaya kimin karar vereceği” şeklinde konuştu. Ramazanoğlu son olarak, AB’ye giriş sürecinde zaten biyoteknoloji ve biyogüvenlik kurallarına uyulması gerektiğini dile getirdi.
ÇİNLİ, HİNTLİ TÜRKİYE’DE TARIM YAPACAK: Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Çetiner, transgenik ürünlere karşı gösterilen tepkilere dikkat çekti. Çetiner, “GDO’ya karşı tepkiler ve endişeler tabii ki doğal. Ancak insanları bu teknolojiden soğutmaya yönelik bazı bilgiler piyasaya sunulmakta; infial yaratılmakta” yorumunda bulundu. Çetiner, GDO’lu ürünlerin 15 yıldır tüketildiğini de belirterek, “Herhangi bir olumsuz etki saptandı mı, hayır. Şu anda piyasada bulunan 4 kalem üründe herhangi bir sağlık ve çevresel sakıncası bulunmadı. Zaten böyle bir risk bulunduğu taktirde piyasaya sürülüp tüketilmesine izin verilmiyor. GDO’lar piyasaya çıkmadan önce çeşitli bilimsel risk analizlerinden geçiriliyor” diye konuştu. Çetiner ayrıca, “Eğer bu mantalite devam ederse ve biz teknolojiye sırtımızı dönmeye devam edersek, bir nesil sonra Çinli, Hintli Türkiye’ye gelip, tarım arazilerini alıp, burada ziraat yapıyor olacak” iddiasında bulundu.
BİLİMSEL BİR OTORİTE YOK: “Sıfır risk yoktur. Yaşam, kabul edilebilir risk sınırları içinde sürdürülmektedir” diyen Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Esat Karakaya, “İster GDO, ister melezme gibi geleneksel yöntemlerle genetiği değiştirilmiş olsun, ürünün kimyasal yapısı nicel ve nitel olarak değişmektedir. Dünyada ancak risk analizinden geçtikten sonra kabul edilebilir risk alanlar kullanılabiliyor. Risk iletişimini bozacak, bilgi kirliliğine neden olacak şeyler yapmak bu ülkeye yarar getirmez” dedi.
YEM KONUSUNA HASSASİYET GÖSTERİLMELİ: Kanatlı ürünler sektöründe hayvanların çok iyi ve dengeli beslenmesi gerektiğini ifade eden Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necmettin Ceylan, genetik ve beslenme yöntemlerinde sağlanan ilerlemelerle bir tavuğun 2.5 kilo ağırlığa çıkarıldığına vurgu yaptı. Ceylan, ayrıca, “Üretim maliyetinin yüzde 70 ila 80’i yemden kaynaklanıyor. Yem konusuna özel hassasiyet gösterilmeli. Hayvansal üretimimiz 4-5 kat artarken toplam yem üretiminde hiçbir değişiklik yok. Bu fark dışardan yem ithal edilerek gideriliyor. Bunun için de 1 milyon 600 bin dolar ödenmekte” dedi.
TARLALAR ARASI MESAFE: GDO’lu ürünler hakkında bugüne kadar herhangi bir negatif etkinin gözlemlenmediğini dile getiren Julius Kühn Enstitüsü Ekilmiş Bitkiler Federal Araştırma Merkezi GDO Biyogüvenlik Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Joachim Schiemann, ürünlerin piyasaya çıkmadan önce mutlaka bilimsel analizlerden geçirildiğini söyledi. Etiketlemede yüzde 0.9 eşik değer şartı arandığını belirten Schiemann, “Eşik değerlerin belirlenmesi, risk değerlemesi için çok önemli. Yüzde 0.9 eşik değeri, aslında siyasi bir karardır. Bilimle ya da güvenlikle alakalı değil. GDO’lu üretim yapılan arazilerin GDO’suz üretim yapılanlara mesafesi göz önünde bulundurulmakta. Avrupa’da bu mesafe, ülkeden ülkeye değişebilmekte” dedi.
AB’DE MEVZUAT ÇOK AĞIR: “GDO ile ilgili mevzuat AB’de gerçekten çok ağır” diyen Doğu Finlandiya Üniversitesi Bioteknoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sirpa Karenlampi, “Mevzuat birbirinden farklı 10 ayrı bölümden oluşuyor. Herhangi bir besin maddesinde GDO var ise pazara sürmeden önce mevzuata göre mutlaka yetki alması gerekmektedir” şeklinde konuştu. NALAN SÖYLEMEZ

* * *

Doğanın akışına müdahale’

İTO’nun düzenlediği GDO seminerinde GDO’ya karşı çıkan izleyiciler görüşlerini dile getirdi. Batı’nın, Avrupa’nın ya da ABD’nin bir bilimsel kriter olarak alınmasının yanlış olduğunu ifade eden Dünya Gazetesi Yazarı Dr. Yavuz Dizdar, “Bu ülkelerde istatistik ve sınıflandırma üzerine kurulu bir bilim anlayışı var. Yeni bir şeylerin bulunması, daha çok başka coğrafyalardan, Doğu’dan olmaktadır. Eğer GDO konusunda yaptıkları çalışmalarla daha iyi bir şeyler elde ettiklerini düşünüyorlarsa, genetiğe müdahale etmekteler. ‘Daha üstün tohumlar yarattık’ diyorlarsa bu yaradılışa da müdahaledir. Söz konusu olan evrimse, doğanın da akış dengesine müdahale edilmemeli” diye konuştu.
DÜZENLİ BİR VERİ YOK: Dünya açlığını engellemek için GDO teknolojisini savunanların olduğunu belirten Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. R. Şeminur Topal, 14 yıllık süreçte GDO teknolojisi uygulanan tarımsal üretimlerde ciddi bir verim artışı sergilenemediğini ve üretici firmaların da düzenli bir veriyi ortaya koymadığını ifade etti. Topal, kimyasal madde tüketiminde de düzenli ve reel bir azalma olmadığını belirterek, “Aksine ilerleyen yıllarda artan bağışıklık nedeniyle kimyasal madde tüketiminin artış kaydettiği, bu teknolojiyi üretenlerin aynı zamanda tarımsal mücadeleye yönelik kimyasalları ürettiği gerçeği de ortadadır. Ayrıca biyogüvenliğimiz açısından da son derece hayati önem taşıyan bu konunun, objektif bir değerlendirmeye alınması toplumsal bir zorunluluk ve sorumluluktur” bilgisini verdi.
GÜVENLİK İNCELEMELERİ: Bu ürünlerin bugüne kadar hiçbir şekilde insan ve hayvan sağlığı açısından yeterince incelenmediğini söyleyen Türk Tabipleri Birliği Tarım Gıda ve Beslenme Komisyonu Başkanı Kenan Demirkol, “Bugüne kadar yapılan güvenlik incelemelerinde sadece yerleştirilen yabancı genin fare ya da sıçanlar üzerindeki 23 veya 90 günlük incelemeleriyle yetinilmiştir. Bu hiçbir şekilde bu ürünlerin kronik ve üremeye yönelik etkisini göstermemektedir” yorumunda bulundu. Demirkol, ikinci olarak bu ürünlerin çevreye salınması sonucu gen kaçışı nedeniyle diğer canlıların da olumsuz yönde etkilendiğini kanıtlayan çok sayıda eser bulunduğuna işaret etti. Teknik nedenlerle genetiği değiştirilmiş bitkilere antibiyotik direnç geni konulduğuna dikkat çeken Demirkol, “Bu direnç geni genellikle kanamisin antibiyotiğine direnç oluşturmaktadır. Halbuki kanamisin hem zorlu tüberküloz vakalarında hem de olası bir biyolojik savaşta insanların ve hayvanların tedavisi için Dünya Sağlık Örgütü tarafından yedek tutulan bir antibiyotiktir. Günümüz bilim ortamında bu antibiyotiğin yerine geçebilecek başka bir alternatif yoktur. Genetiği değiştirilmiş bitkilerle bu antibiyotiğe karşı  direnç geliştiren genlere maruz kalması sonucunda kanamisinin herhangi bir tedavide kullanılma şansı ortadan kalkmaktadır” dedi.

* * *

Amacımız bilgilendirmek

Toplantının açılış konuşmasını yapan İTO Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Hasan Demir, GDO konusunda ortada ciddi fikir ayrılıkları bulunduğuna işaret ederek, “İTO olarak konuyu tarafsız bir bakış açısı ile incelemek üzere bu semineri gerçekleştiriyoruz. Konuyu uzmanlarımızdan dinleyerek, uluslararası alandaki uygulamaları öğrenmek ve öğretmek istiyoruz. Böyle bir bilgilendirme toplantısı gerçekleştirme fikri İTO Gıda İhtisas Komitesi’nden çıktı. Amacımız üyelerimizi bu konuda bilgilendirmektir” dedi.

* * *

125 milyon hektar

* Dünyada toplam tarım alanının yüzde 10’unda GDO’lu üretim yapılıyor.
* Toplam cirosu yaklaşık 22 milyar doları bulan GDO’lu üretim için dünyada 125 milyon hektar alan kullanılıyor.
* AB’de 127 bin hektarlık alan bu işe tahsis edilmiş durumda. Sadece İspanya’da 107 bin hektar.
* Dünyada GDO’lu üretim yapan ülke sayısı 156.
* Ticari olarak genetiği değiştirilmiş ürünlerin yüzde 96’sı ABD’de.