Gazete-Detay

İhracat yapmanın özgüvenini kazandık

img-0046.jpg

Tüm Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜMSİAD) kümelenme ile iki yılda 30 ortaklık gerçekleştirdi. Başkan Hasan Sert’e göre ekonomideki en büyük hastalık, işletmelerin güçlü işbirlikleri kuramamaları. Sert, “İnşaatçıları, emlakçıları, kuyumcuları ve diğer sektörleri kümelendiriyoruz. İstanbul’da gıda sektöründe üç, inşaatta da birçok ortaklıklar kurduk. İzmir’de jeotermal kaplıca ve oteller inşa ediliyor. Elazığ’da ortak yalıtım fabrikasını ayaklandırmak üzereyiz. Bir yıllık satışları da bloke edildi” dedi.

DOĞAN ERDOĞAN

Dr. Hasan Sert, 2009 Mayıs ayından itibaren Tüm Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (TÜMSİAD) genel başkanlığını yürütüyor. Asıl mesleği makine mühendisliği olsa da işletme ve organizasyon konusunda daha iddialı. Ortaklık kültürüne önem veren, kümelenme faaliyetlerini kendi şirketinde de başarıyla uygulayan bir iş adamı Dr. Sert. Şu anda inşaat sektöründe oldukça aktif. İstanbul’da kurulu üç şirketiyle konut inşa ediyor. Aynı zamanda farklı alanlardaki 10 şirketini de yönetmeye çalışıyor. Dr. Sert, iş dünyasının yanı sıra akademisyen kimliğiyle de öne çıkıyor. Halen Gazi Üniversitesi’nde öğretim üyeliği görevini sürdürüyor. TÜMSİAD Başkanı Dr. Hasan Sert ile şirket birleşmelerini, başarılı örneklerini ve elbette ekonomiyi konuştuk…

EKONOMİNİN ANA OMURGASI

Doğan Erdoğan: TÜMSİAD’ın kaç üyesi var? Üyelerinizin milli gelir ve ihracattaki payı nedir?

Dr. Hasan Sert: 2005 yılında kurulan TÜMSİAD, KOBİ’leri hedef kitle olarak seçip daha efektif bir gücü oluşturmak için bir dernek çatısı altında topladı. O zaman birkaç arkadaşın gayretleriyle başlayan çalışmalar, bugün 52 ilde şubesi olan büyük bir yapılanmaya dönüştü ve 11 bin üye sayısına ulaşıldı. Bunların bazılarının iki şirketi olduğu varsayıldığında, şirket sayısı 20-25 bine çıkabilir. Yurt dışında 7 ülkede aktif merkezi olan TÜMSİAD, 20’ye yakın ülkede de temsilcileri olan bir yapıya kavuştu. Türkiye’nin TÜMSİAD gibi birkaç sivil toplum kuruluşu değil, aslında birkaç yüz sivil toplum kuruluşuna ihtiyacı var. Bunların her birinin 10 bin, 20 bin, 30 bin civarındaki iş dünyasının seçkin kuruluşlarını arkalarına alarak hedefe gitmeleri, aslında Türkiye’nin gerçek dinamizmini oluşturacak ve 2023 hedefleri belki çok daha başarılı olacak. TÜMSİAD olarak bu görevi lâyıkıyla yerine getirdiğimizi düşünüyoruz. Belki milli ekonomiye yaptığımız rakamsal değerleri çok açıklamayabiliriz ama Türkiye’nin genel portföyünden bir yere varabilirsiniz. Bugün Türkiye’deki çalışmaların dünya ekseninde de, Türkiye ekseninde de ana omurgasını orta boy işletmeler oluşturuyor. İhracatın yüzde 55’i, istihdamın yüzde 70’ini bu kuruluşlar gerçekleştiriyor.

İHRACAT KÜLTÜRÜMÜZ EKSİK

TÜMSİAD’ın diğer derneklerden farkı nedir? Ya da ne olmasını hedefliyorsunuz?

Aslında iş dünyasındaki insanların birbirinden çok farkı olamaz. Hepsi üretim, istihdam ve ihracat yapmak, verimliliği artırmak ister.
TÜMSİAD’ın en önemli özelliklerinden biri, ticaretle uğraşan insanlarda bir bilinç oluşturmaktır. İhracat-ithalat kültürü, yurt dışı kültürü, üretim kültürü, istihdam kültürü, kalite kültürü ve verimlilik kültürünü geliştirmektir. Bunlar eğitimle olur. Bu yüzyılın belki en çok tolere edilmesi gereken yönü bu. Bizim işletmelerimizde eksik olan, yurt dışına çıkma ve verimlilik kültürü. Bunu aşmamız lazım. İhracatı geliştirme kültürümüz eksik. TÜMSİAD’ın en önemli farkı da burada ortaya çıkıyor. KOBİ’lere binlerce eğitim vererek, onlarda bu bilinç kültürünü oluşturmaya çalışıyor. TÜMSİAD, AB Sanayi ve İşletme Komisyonu Genel Direktörlüğü’nün koordinatörlüğünde gerçekleşen 2010 AB KOBİ Haftası etkinlikleri çerçevesinde, 37 katılımcı ülkenin sivil toplum, özel sektör ve kamu kuruluşları arasından en etkin STK’sı seçildi. Bu, önemli bir ödül ve önemli bir başarı. Bizi diğer STK’lardan öne geçiren bir özellik. Daha çok eğitim yapan, bunu ihracatla, yurt dışı seyahatlerle ve verimlilikle birleştiren bir yapıyı kurmaya çalışıyoruz. AB’nin bu programı 2011’de de yapılacak. TÜMSİAD yine dünyada birinci seçilecek. TÜMSİAD’ın en güçlü olduğu alanlardan bir tanesinin de eğitim ve ihracata alıştırma, yurt dışı seyahatlere gönderme ve ihracatı geliştirme olduğunu söyleyebiliriz.
 
40 BİN KİŞİYE EĞİTİM

KOBİ’lere ne tür eğitimler veriliyor?

Türkiye ayağında bilinçlendirme, yurt dışı ayağında ise ihracatı artırma çalışmaları var. Kurumsal işletmeler nasıl kurulur, küçük işletmeleri nasıl orta boy işletmeye dönüştürürüz, onları milli ekonomiye katkı yapacak büyük işletme haline nasıl geçirebiliriz, bunların eğitimleri veriliyor. Eğitimler TÜMSİAD’ın 52 noktasında en az haftada iki kez yapılıyor. Bugüne kadar 400’ün üzerinde eğitim programı yapıldı. Bunların her birine 100 kişinin katıldığı varsayıldığında 40 bin kişiye eğitim verildiği ortaya çıkıyor.

YENİ ÖĞRENİYORUZ

Türk firmalarının bu konudaki en büyük eksikliği nedir? Şu anda kurum ve ihracat kültürünün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de birkaç sıçrama noktası düşünebiliriz. Rahmetli Özal’lı dönemlerde bir sıçrama yaptı Türkiye. Şu son 10 yıldır da bir sıçrama yapıyor. Türkiye’nin 3-5 milyar dolarlık ihracatının olduğu dönemlerden bugün 132 milyar dolarları egale edeceğiz şimdi. Bu çok önemli bir atak ve bunu daha da çok artırmamız lazım. Biz işletmeciliği yeni yeni öğreniyoruz. İş dünyasında 30-35 yıldır yapılan çalışmalar hızla gelişiyor.

Size göre firmaların yaptığı en büyük hatalar neler?

Bugünün global ekonomisi içerisinde küçükler artık büyüklerin yemi olacak. Bugün bize göre ekonomideki belki en büyük hastalık, işletmelerin bir an önce kendilerini revize edip, güçlü işbirlikleri, güçlü ortaklıklar kuramamalarıdır. Güçbirliği yapmayan ve kendini bugünün şartlarına, ticari fonksiyonlarına uydurmayan işletmeler perişan olup gidecekler. Dolayısıyla bugünkü işletmelerin, kendine derhal bir format atması ve işbirliğini, güçbirliğini nasıl yapabilirim diye düşünmesi gerekir. Arkasından da hemen bunu uygulaması lazım. Küçük olsun, benim olsun devri artık geçerli bir formül değil. Türk işletmeleri bunu aşmalı.

* * *

Elazığ’da yalıtım fabrikası

Bahsettiğiniz birleşme çok zor bir iş. Üyelerinizden bununla ilgili başarılı örnekler var mı?

Çok yakınımda, çok güzel işletmeleri, daha doğrusu kritik olan işletmeleri birleştirip iyi noktalara giden birçok arkadaşımız var. Otomotivde, inşaatta, danışmanlık firmalarında bunu başardılar. Her sektörde farklı olabilir. Önemli olan biz burada, güçbirliği yapabilecek miyiz? Bu fikir, doğru bir fikir mi? Günümüzün ticari formatında, bunların yapılması gerçekçi mi? İşte tam burada ortaklık kültürü çok önemli olmaya başlıyor.
TÜMSİAD’da kurduğumuz birçok işletme var. Mesela inşaatçıları öbek öbek yapıyoruz. Emlakçıları, kuyumcuları, diğer sektörleri kümelendiriyoruz. “Arkadaşlar, aranızda sizin kendi öz sermayelerinizle yapamadığınız yatırımları yapabilecek büyük oluşumlu bir şirket çıkartın” diyoruz. Üç tanesini İstanbul’da gıda sektöründe kurduk. İnşaatta da birçok projeye imza attık. Mesela Yapı 15 grubu var. Gıda 15 diye bir grup var. Bir başka yerde hayvan çiftlikleri kuruluyor. Şimdi Elazığ’da yalıtım ürünleri fabrikası yapılıyor. Arkadaşlarımız orada, TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun temelini attığı bir fabrikayı ayaklandırmak üzereler ve burada üretim yapıldığı andan itibaren 1 yıllık satışları da bloke edildi, yani müşteri garantili yatırım yapıyorlar. Burada yalıtım ürünleri, strafor, sandviç panel üretecekler.
Yine Urfa’da yeni açtığımız bir şubemiz var. Burada da arkadaşlar biraraya gelip, inşaat yapmaya başladılar. Dün bu potansiyel yoktu. Bugün 40, 50 dairelik binalar yapıyorlar. Trabzon şubemiz hayvancılık yapıyor. Bir başka şubemiz petrol ürünleri yapmaya başladı. İzmir’de jeotermalle uğraşan arkadaşlarımız jeotermal kaplıca ve oteller inşa ediyorlar.

2012’DE 100 ORTAKLIK

Model genelde ortaklık mı?

Biz 15 kişiyi aşmayan model ortaklıklar kurduk. Kontrol edilebilir olsun diye rakamı 15 ile sınırlandırdık. Bu grup içerisinde holdingleşmeyi istemiyoruz. Türkiye, holding kazaları yaşayan bir ülke. Biz ortakları bir araya getiriyoruz. Bu ortaklar kurulunun yanında yönetim kurulu ve hızlı karar alan 3 kişilik bir icra kurulu kuruyoruz. Bunlarla birlikte iş planlaması yapılıyor, işçiler üretime katılıyor. Üretme güçleri artırılıyor.
2 yıl içinde TÜMSİAD olarak yaklaşık 30 ortaklığa imza attık. 2012 sonunda bu sayıyı 100’e çıkarmayı istiyoruz.
Bunun dışında yaklaşık 370 emlakçıyı toplayıp TÜMEMDER diye bir dernek ve şirketini kuruyoruz. TÜMSİAD şu anda bir Remax veya Century oluşumunu hazırlıyor. Emlakçıların markalaşma temelini oluşturmaya çalışıyoruz.
Ayrıca kuyumculara da bir bakış açısı kazandırıp, ortak alım-satım platformları oluşturmaya çabalıyoruz. Sektörleri, şubelerimizi ortaklık kültürünü geliştirmek için motive etmeye çalışıyoruz.
Belki kurduğumuz 30 firmadan 25 tanesi kalacak, belki de üç tane çok büyük firma doğacak. Ama bugün hiç olmayan bir potansiyel olacak. Üç tane de olsa, 29 tane de olsa, bunlara ilave edeceğimiz daha onlarca firma olacak.

* * *

Türkiye’de atak ve işini yapan genç bir kadro var

TÜMSİAD olarak 2011’i ekonomi açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? 2012 için öngörüleriniz neler?

2011 bence çok başarılı bir yıl. Türkiye’nin başarılı olması, ticaretin, istikrarın ve siyasetin başarılı olmasından geçiyor. Bugün Yunanistan, İtalya, İspanya, Portekiz ve diğer AB ülkelerinde liderler sorumluluk almaktan kaçıyorlar. Ama Türkiye’de 10 yıldır yerleşik bir siyasi yapı ve istikrar var. Bu çok büyük bir avantaj. Aynı zamanda atak ve işini yapan genç bir kadro var. STK ve iş dünyası da bunu destekliyor. Böylece müthiş bir ekonomik heyecan ortaya çıkıyor. 2011’i, bizim şu ana kadar ihracat rakamlarının egale edildiği bir yıl olarak algılıyoruz. 132 milyar doları aşacağız, öyle gözüküyor. Böylece Türkiye ilk defa ihracatta kendi rekorunu kırmış oluyor. Öte yandan ithalat patladı, cari açık var. Ama hiç olmazsa şimdi ihracat yapmayı öğrendik. Türkiye ihracat yapmanın özgüvenini kazandı.
2012 için büyüme 2.2 hedeflense de iş dünyasının, hükümetin ve siyasetin performansına bakmak lazım. Bütün bunlar Türkiye açısından olumlu, ama bunun negatif olan tarafları da var tabii ki. Biz satışlarımızın yaklaşık yüzde 70’ini AB ülkelerine yapıyoruz. 2012 Avrupa’nın çoğu ülkesinde seçimler yılı olacak. Bu da, iflas etmiş ekonomilerin yenilenmesi gerektiği, yeni gelen iktidarların da işe alışma sürecinde ticari belirsizlikleri hâlâ devam ettireceği anlamına gelir. O ülkelerin ekonomik performansının düşüklüğü, bizim ekonomimize yansır diye endişem var. O zaman yeni pazarlar bulmak zorunda kalacağız demektir. 2023 hedefi için her ay 30-35 milyar dolar civarında ilave ihracat yapmamız gerekir. Keşfedemediğimiz Hindistan, Pakistan, Afganistan, Endonezya, Malezya, belki Türk Cumhuriyetleri’ne yeniden bir dönüş olabilir. Afrika ve Balkanlar’a açılmalı, Ortadoğu’nun yeniden yapılanmasında yer almayız.

* * *

Her alanda aktif bir İstanbul Ticaret Odası var

İTO’nun faaliyetlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

İTO’nun yapmış olduğu çalışmaları çok beğeniyorum. Murat Başkan döneminde de şahlanan bir İTO’yu görüyorum. Böyle köklü kurumların var olmasını, yürümesini ve gelişmekte olan diğer kurumları da sahiplenmesini istiyorum. Zaten yayınlarınızda da bunu görüyoruz. İTO, sosyal sorumluluk projelerini de fazlasıyla üstleniyor. Kurumlar arasındaki diyalog fazla olursa, samimiyet ve işbirlikleri artıyor. İTO ile STK’ların ya da iş dünyasının sadece toplantılar yapar noktadan çıkıp, nasıl işbirliği yapabiliriz noktasına doğru gitmesi lazım. İTO, bu dönemde bunları da yeteri kadar yaptı.
İstanbul Ticaret Gazetesi ve İTOVİZYON Dergisi’nden iyi beslendiğimi, çok kaliteli bilgiler edindiğimi düşünüyorum. Ekonomiyi güzel yorumluyor, iyi bilim adamlarına görevler veriliyor. Ticaretin artırılması için fuarlardaki desteklerini çok önemsiyorum. Türk insanının dışarıya açılmasına yardımcı olacak projeler yapıyor. Bugün ticarette, ekonomide, ihracatta ve eğitimde aktif bir İTO görüyoruz. Bu beni mutlu ediyor. Biz de STK’lar olarak arkanızdan geliyoruz.

* * *

Sadece 22 bin işletme ihracat yapabiliyor

Sizin, “Şu da yapılsa işte o zaman 500 milyar doları yakalarız” diyebileceğiniz bir planınız ya da vizyonunuz var mı?

KOSGEB’e göre Türkiye’de 3 milyon 470 bin işletme var. Bu işletmelerin yüzde 99’u KOBİ. Bunların yüzde 95’i mikro işletmeler. Mikro işletmeler 9 kişiye kadar işçi çalıştırabilir. Ondan sonra 10 işletme ile 250 işletme arasında sadece yüzde 4. Yüzde 1’i de daha büyük işletmeler. Dolayısıyla bizim bu performansı değiştirmemiz lazım. KOBİ’ler dediğimiz grup, bizim iş dünyası. Toplam istihdamın yüzde 78’ini, ihracatın yüzde 59’unu, katma değerin de yüzde 25’ini oluşturuyor. Bunların değişmesi lazım. Türkiye’de şu anda 3 milyon 470 bin işletmenin sadece 22 bin tanesi ihracat yapabiliyor. 22 bin işletme 122 bin işletmeye dönüştürülmeli. Bu 22 bin işletmenin üretim ve ihracat performansı, Türkiye’yi bu noktaya getirmiştir. Yeni hedefler için ihracat yapan işletme sayısı artırılmalı. Burada hepimize görev düşüyor.

* * *

İdeoloji farkı ayrışmamızı gerektirmez

TÜMSİAD’ın diğer STK’larla ilişkileri nasıl?

Biz hepsiyle görüşürüz, hepsiyle diyaloğumuz var. Ben bunları ülkemizin bir zenginliği olarak görüyorum. Birbirinden uzak durmanın bir fayda getirmeyeceğini inanıyorum. STK’lar kol kola, gönül gönüle, kalp kalbe, akıl akıla yaklaşıp birlikte hareket etmek zorunda. Aramızda düşünce, ideoloji, yatırım, kapasite, dünyaya bakış açısı farkı olabilir ama bu bizim ayrışmamızı gerektirmez. Farklılıkları koruyup, işbirliği üretmeliyiz.